Karanlığın derinliğinden kırmızı bir noktanın büyüyerek kendisine yaklaştığını imgeliyordu.

Bir duvarı camla örülmüş salon güneş ışığıyla yıkanıyordu. Çam ağacının süslerinden yansıyan ışık parke zemine düşmüş, köşelere yerleştirilmiş puflar üzerlerindeki yorgunluğu hala atamamışlardı. İçeriye spor giyimli orta yaşlı bir kadın girdi. Bir elinde tütsülük diğerinde tütsü çubukları. Etrafına bakındı. Işığın göğsünü aydınlatacağı köşeye yöneldi. Lotus duruşuyla yere kuruldu. Önüne tütsülüğü bırakıp çubuğu dikti. Cebinden kibrit kutusu çıkarıp çubuğu ateşledi. Kibrit çöpü ve çubuğun bir birine karışan dumanını içine çekip gözlerini kapadı. Birkaç defa derin nefes alıp verdi. Artık, havanın burun deliklerinden gidip gelirken çıkardığı sesi duymaz oldu. Karanlığın derinliğinden kırmızı bir noktanın büyüyerek kendisine yaklaştığını imgeliyordu. Tıkır tıkır tuş sesleri salonu bir anda doldurdu. Kulakları çınladı. Kırmızı noktaya dikkatini vermeye çalışıyordu ama nafile. “Aslanımmm! Sat artık kâğıtları. Dolar al, dolar.” Gözlerini kısık açtı. Diğer köşede adam pufa serilmiş açmış önüne laptopu kulağında telefon kocaman harflerle konuşuyordu. Kadın dizlerine bıraktığı uç uca gelmiş parmaklarından yumruk yapıp sıktı. Dudakları sinirden büzüldü. Ayaklandı. Adam kendisine yaklaşan fırtınayı görünce dondu kaldı. Kadın gözlerini adama dikti. Birden gülümsedi. Yumuşak sesle “Daha fazlasını istemekten, olmaktan bıkmadın mı? Hiç ol, hiç,” deyip salondan çıktı. Adam toparlanıp seslendi. “Nereye Serap?” Arka taraflardan “Melis’le buluşacağız. Haberin var mı bilmiyorum ama yılbaşı geldi.”

 

Pizzacıda masalar dolmuş çeşit çeşit sebze, peynir kokusu bir birine karışmıştı. Serap değdi değecek burnunu yaklaştırdığı tabaktan derin bir nefes çekip başını kaldırdı. Melis çoktan bir lokmayı ağzına atmış çiğniyor bıçak çatalla pizzasını küçük parçalara ayırıyordu. Serap kaşarı çatalına dolamakla meşguldü. Melis lokmasını yuttu. “Canım, ilişkiniz ne durumda?” Serap çatalı başını aşacak kadar yükseğe kaldırmış kaşarı koparmaya çalışıyor bir yandan da eğleniyordu. “Cuma günü; kapı çaldı. Açmaya giderken Kerem önüme geçip beni durdurdu. Normalde hayatta kapıya bakmaz. Köşeye sindim. Kargo gelmiş. Paketi aldı.” Melis, Serabın kaşarla oynamasına daha fazla dayanamayıp bıçakla kesti. Serap erimiş kaşarı dudaklarıyla çataldan kurtardı. Ağzı dolu “Etrafta olup olmadığımı kontrol edip paketi yırttı. İçinden küçük bir kutu çıktı. Büyük bir şey saklıyormuş gibi gizlice açıp kapattı.” Serap yüzük parmağını havaya kaldırıp elini sağa sola çevirdi. Gözlerinde ışıl ışıl sevinç parlıyordu.

    

Serap sabahın köründe güneş doğdu doğacak ayaklandı. Keremi yatakta bırakıp salona hızla adımladı. Merak küçük bir fare olmuş kafasını, kalbini yemişti. Kapıyı açtı. Ağacın altında küçük bir hediye paketi sahibini bekliyordu. Serap sanki yavru ceylan, seke seke ağaca yanaştı. Eğilip paketi alırken olup biteni Kerem kapı eşiğinde izliyordu. Serap üzerindeki gözleri hissetmiş olacak başını çevirdi. Kalbi küt küt atıyordu. Kereme bakıp heyecanla paketi yırttı. Gözünün önünde nikâh masası, gelinlik, damatlık, davetiyeler geçip giderken kutuyu açtı. Gülümsemesi kayboldu. Kaşları çatıldı. Boş kutuyu Kereme gösterdi.

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)


BUNLARI DA GÖRMEK İSTEYEBİLİRSİN!

Facebook Yorumları